8 Temmuz 2025 Salı

Savaş ve Soyutlanma

     Ufak tefek insanlar iri yarı insanların ruhunu iyice tanımalıdır, iri yarı olanlarda ufak tefek olanlarınkini. Boyun ne olursa olsun, kendi bedeninin tepkilerine takılma. Açık ve kısıtlanmamış bir ruhla, olgulara yüksekten bak.

    -Miyamoto Mushashi 

    

Bu yazıda savaş ve düellolar gibi fiziksel efor ve rekabet gerektiren uğraşların insan ruhunda oluşturabileceği ilerlemeden bahsedeceğiz. Öncelikle tartışma adabı gereği kavramlarımı tanımlamamız gerekmektedir: Savaş nedir? Soyutlanma nedir? Savaşın insanların birbirine iradelerini geçirme istencinden dolayı politik bir tarafı olduğu kaçınılmazdır. Savaş basitçe siyasi ayrışmaların başka araçlar ile devam ettirilmesidir. Fakat bu savaşın teorik tarafıdır. Bizim bahsettiğimiz ise savaşın ereksel nedeninde (amaç) bağımsız olarak savaşmak fiilinin kendisidir. Savaşa girmenin amacı değil de, savaştaki amaç burada önemlidir. Savaşta savaşçının amacı ve savaşı kazanmaya giden yol rakibi silahsız hale getirmektir. Bu her zaman rakibin canını almak yada onu tamamen oyun dışı etmek demek değildir. Silahı olmayan bir askeri öldürmeden de onla olan savaşı kazanabilirsiniz. Bu yüzden savaş, sadece brüt güçlerin bir çatışmasından ibaret bir kavga değildir. Savaş burada rasyonel bir kavram haline gelmektedir. Çünkü rakibi tamamen yok etmek anlamına gelen ve halk kitlelerin ani öfke ve tutku ile talep ettiği mutlak savaş, bu bahsettiğimiz savaş değildir. Mutlak savaş, sadece aklı başından gidecek düzeyde öfkelenmiş avam kesimin isteyeceği ve hiçbir zaman elde edemeyecekleri bir hayaldir. Rasyonel savaş, rakibi ona iradenizi geçirebileceğiniz bir duruma düşürmekten ibarettir. Yani savaşta rakibinizi yok etmenize gerek yoktur, onun size karşı koymasını sağlayan araçlarını, silahlarını, etkisiz hale getirmeniz yeterlidir. Savaşın bu tarafı onu rasyonel yapar çünkü "strateji" kavramı ortaya çıkmaktadır. Rakibe kontrolsüz ve amaçsız bir güçle saldırmak, strateji yoksunluğudur. Savaşın moral ve fiziksel yönlerini göz ardı ederek, temiz bir zihinle inceleyerek amaca giden yolu temizlemek ise taktik ve stratejinin yoludur. Samurayın yazının başında bahsettiği durum ise budur. Savaşlar yada düellolar insanlar tarafından gerçekleştirildiği için eninde sonunda bu konuda insanların endişe ve kaygıları olmaları kaçınılmazdır. Samuray sözünde bunu rakibin fiziksel kapasitesi üzerinden açıklamıştır "Ufak tekef insanlar iri yarı insanların ruhunu iyice tanımalıdır, iri yarı olanlarda ufak tefek olanlarınkini." Burada savaşın başta bahsettiğimiz stratejik ve rasyonel yönünden bahsedilmektedir. Fiziksel yeterlilik, savaşın bir parçası olsa da kalbi değildir sadece bir araçtır. Savaşın kalbi ve amacı rakibi silahsızlandırmaktır ve bu yolda bindiğimiz araçlardan birisi fiziksel yeterliliklerimiz, gücümüzdür. Fakat strateji, yani bir metot, olmadan saf güç savaşı bir orduya yada bireye kazandırmaz. Stratejinin anahtarı, bilgidir. İster bireysel ister bir ordu halinde olsun savaşta stratejik üstünlük kurmanın yolu rakibi tanımaktır. Bu yüzden zaten her ülkenin ajanlık ve istihbarat kurumları bin yıllardan beri aktif şekilde varlıklarını sürdürmektedir. Rakibin ve kendimizin fiziksel kapasitelerini umursamadan bilgiye ve onları öğrenmeye önem vermek savaşın zihinsel tarafıdır. Strateji bir kendini ve rakibi tanıma mücadelesidir. Bunu toplu bir savaş olarak değil de düello olarak düşünürsek anlamak daha kolay olacaktır, zira savaşta zaten birebir düelloların binlercesinin bir araya gelmiş halinden ibarettir. Bir düello yada dövüş halinde rakibimizin fiziksel açıdan bize olan farklılıkları evrimimizin başından beri içimizde olan 'savaş yada kaç' içgüdüsünü tetikleyerek bizi korkuya sürüklemektedir. Bu korku insanı dövüşten uzaklaştırmakta ve kaçmasına kapı aralamaktadır. Fakat bir dövüşçü dövüşten kaçamaz ve bu durumda bu korku durumu onu zayıf duruma düşürmektedir. Ve birde şu durum var ki dövüş sırasında her iki tarafından acı çekmesi kaçınılmazdır, illaki vücuda alınan darbeler bu korku durumunun yanı sıra bir fiziksel acı ve rahatsızlık hali yaratacaktır ve içgüdüleri gereği her insanda bu acı çeken bölgelerine odaklanacaktır. Peki neden bu korku ve acı hali dövüşçü için bir dezavantajdır? Çünkü strateji yapmaları engeller. Korku ve acının pençesine düşmüş bir birey rakibinin hamlelerini net göremez, görse bile üzerine düşünemez, geri çekilir ve rakibine açıklar verir. Savaşı kazanmanın yolunun strateji, stratejinin yolunun ise bilgi olduğu açıklanmıştı. Korkuya ve acıya kapılan bir dövüşü, kapıldığı bu etkilerden dolayı rakibi ve kendisi hakkında bilgi edinemez, edindiği bilgiyi işleyip strateji kuramaz. Bu durumda iyi bir dövüşçü/savaşçı olmak isteyen birinin yegane alması gereken tavsiye Samurayın sözleriyle "Boyun ne olursa olsun, kendi bedeninin tepkilerine takılma. Açık ve kısıtlanmamış bir ruhla, olgulara yüksekten bak." Fiziksel yetersizliklerinin sana verdiği korkuyu ve dövüş sırasında hissettiğin acının bedenine verdiği sinyalleri umursamadan, temiz düşünerek stratejinin yolunu izlemek savaşı kazanmanın yoludur.

Soyutlanma kavramına gelecek olursak, bu yıllar boyu filozoflar ve sufiler arasında süregelmiş bir tabir olmuştur. Genel olarak klasik ahlak felsefesinde yer eden bir kavram olan soyutlanma, insanın geçici zevklerden uzaklaşarak kendisini oluşturan ruhunun geldiği yere yaklaşmasını ve bunu yaparken de bedensel yetilerden uzaklaşması olarak tanımlanabilir. Kısacası soyutlanma iç huzuru ve daha iyi ruhani mertebeleri elde edebilmek için geçici hazlardan uzaklaşmaktır, soyutu somuta tercih etmektir. Bu yüzden soyutlanma (mücerretleşme) olarak isimlendirilmiştir. Geçici hazların kendilerinde kaçınılması gereken şeyler olmalarının sebebi insanın mahiyetinde yatmaktadır. İnsan, ruh ve bedenden bileşik bir cevherdir. Ruh yerine kişisel inancınıza göre zihin, tin yada akıl diyebilirsiniz, zira bunların hepsi eninde sonunda aynı anlama gelmektedir ve bu anlamda soyutluktur. İnsanın bedensel yönlerinin yanı sıra bu bedensellik ile açıklanamayan manevi bir tarafı da vardır. Bu taraf ise insanın direkt olarak kendisini oluşturur. İnsanların 'ben' derken hitap ettikleri şey, bu manevi tarafın yani ruhun kendisidir.  Çünkü insanın mahiyeti, düşünen canlı olmamızdır. 'Canlı' kısmı insanın biyolojik türünü belirtmektedir, 'düşünen' kısmı ise insanı diğer canlılardan ayıran ayrımdır. Düşünme gücü ise bedenin bir gücü olmayıp, mevzubahis manevi yönün gücüdür. Yani insanı insan yapan bu düşünme gücünü sağlayan ruhtur. Beden ise sadece ruhun yerleştiği bir konaktır. İnsanın bedensel ve geçici hazlar yerine bu ruhani yöne odaklanması ve bedeni yerine ruhunu tatmin etmeye çalışması gerekir ve bu birkaç yönden açıklanabilir  Geçici hazlar özleri yoklukla ilişkili kavramlardır. Örneğin oburluğunu tatmin etmek için yiyen bir insandan eninde sonunda yemeğin ona verdiği haz gidecek ve kaybolacaktır, buda onda yemeğin hazzından çok hazzın yok olmasının acısını oluşturacaktır. Zira yemekten alınan anlık haz birkaç saniyede yok olup gider, ancak ruh bakidir yani kalıcıdır bu yüzden fani yani geçici olan hazlardan tatmin olmaz hatta geçici şeylerle fazla iç içe olmak ruha daraltı ve sıkıntı verir. Etrafı hiçbir anlamı olmayan, malayani dikkat dağıtıcılarla dolu olan modern insanın psikolojik bunalımlarla iç içe olmasının yegane sebeplerinden biri de budur. Ayrıca sürekli olarak bu hazlarla iç içe olan kimseler için bu fiiller bir süre sonra anlamlarını yitirecek ve eskisi gibi hissettirmeyecektir. Sürekli cinsel dürtülerini tatmin eden bir kimsede iktidarsızlık ortaya çıkması örnek verilebilir. Sözün özü, insan ruhuna dönmeli ve onu tatmin etmelidir, bunu yapmak içinde fiziksel hazlardan uzak durmak gerekir. İnsanın bu yolda ilerlemesine soyutlanma denir. Geçmişte alim kimselerin irade ve ruh terbiyesi amacıyla çöllere giderek bedensel işlerle sadece hayati ihtiyaçlarını giderecek kadar meşgul kalarak zühde çekilmeleri, aza kanaat etmeleri ve dünyevi her şeyi terk etmeleri bunun bir örneğidir. 

Soyutlanma, kişisel bir tecrübe ve herkesin kendi ruhunu keşfetme yolculuğudur. Kendini dünyaya kaptırmamak dışında sabit bir metodu yoktur. Beni bu dünyadan koparıp tefekküre ve derin düşünceler alemine çeken bir şey başka birini çekmeyebilir yada onları çeken beni çekmeyebilir. Fakat bu noktada soyutlanmayla çok benzer yollara sahip bir kavramdan bahsettik: Savaş. İyi bir savaşçı olmak için olgulara bedensel tepkilerimizden öte bir şekilde bakmamız gerektiğini açıklamıştık. Bu savaş sanatlarının felsefesini anlamış biri için soyutlanmaya fayda sağlayabilir. Çünkü savaş anında bu dünyadan bir şey düşünmeyiz. İnsan dertlerini, kaygılarını, arzularını, tutkularını ve korkularını iyi bir savaşçı olmak için bir kenara koymalıdır. Bu insan zihninin gündelik uğraş ve hazlardan uzaklaşmasını sağladığı için bir soyutlanma ve çilecilik örneğidir. İnsanın ruhunu çürüten ahlaksızlıklar ve boş aktiviteler ile iç içe yaşadığımız ve bunlardan eskide olduğu gibi kaçınmak için çekilebileceğimiz bir çölümüz olmadığı için savaş alanlarının bizim kendimizi keşfetmemiz ve ruhumuzu dinlendirmemiz için uygun alanlar olabileceğine inanıyorum. Bir dövüş sanatı icra etmenin insana fiziksel faydalarının yanı sıra psikolojik olarakta birçok fayda sağladığı zaten bilim camiasında bilinen bir gerçek, bu psikolojik faydaların sebebinin bu olduğu kanaatindeyim. İnsanı insan yapan şey ruhudur ve ruhunu dinginleştirmesi, onu daha yüksek mertebelere çıkartması gerekmektedir. Dövüş sırasında bir insanın strateji kurması gerekir çünkü dövüşte galibiyete giden yol stratejidir, bu zaten açıklanmıştı. Bu durumda insan soyutlanma yaşamak ve dünyevi konuları aklından çıkartmak zorunda kalmaktadır çünkü zihnini başka şeylerle meşgul ederse sonuçta kaybedecektir ve kayıp durumunda yaşayacağı acı ve aşağılanma çok daha fazladır. Kısacası insan dövüş sırasında ister istemez dünyayı unutur, unutmak zorunda kalır, bu kendi nefsini terbiye etmede verimli bir yoldur çünkü insanın iradesinin çabasını gerektirmez, zihin ister istemez kendini soyutlar çünkü kaybetmeyi istemez. Bu durumda olan bir insan savaş sanatlarının felsefesini anlamışsa ve kendi ruhunu geliştirmek istiyorsa, savaşı bir soyutlanma aracı olarak kullanabilir. Ruhların barışı ve huzuru için bedenlerle savaş ve kaos... 

İyi

     Senin gönlün dâima meshûr ve müsahhardır, mâzursun      Gamın ne olduğunu aslâ bilmedin, mâzursun      Ben sensiz bin gece kan yuttum  ...